Burak İlhan ve Kutay Biberoğlu'nun ödüllü projesi

ODTÜ Mimarlık Fakültesi mezunlarından Burak İlhan ve Kutay Biberoğlu'nun tasarladığı NecroTurris, uluslararası Archiworld 2013-2015 yarışmasında ödüle layık görüldü. NecroTurris ekibi olarak projelerini Rakademia'ya anlatmalarını istedik: 

        

Projemiz iki yılda bir düzenlenen Archiworld 2013-2015 yarışmasında Dünyaca ünlü mimar Fernando Romero tarafından seçilerek kazanan projeler arasına girmiştir.
Archiworld: Dünya çapında 200.000 üzerinde mimarı üye olduğu bir topluluk. 2 yılda bir düzenlenen yarışmada dünyaca ünlü mimarlar jüri görevi üstleniyor ve her biri bir projeyi kazanan olarak seçiyorlar. Bu seneki yarışmanın konusu “fütürist bir yapı” idi. Bizim tasarladığımız yapı distopik bir gelecek için tasarlanmış bir mezarlık kulesi. Necroturris bizim bulduğumuz latince bir kelime olup anlamı “ölüler kulesi” dir.
Yarışma süreci aslında 2 senelik bir süreç olmasına rağmen biz yarışmayı teslim süresine 2 hafta kala bulduk ve 10 günlük bir sürede ortaya çıkarttık. Aslında bu fikri yarışma konsepti ile ilgili öylesine konuşurken birdenbire bulduk. Bu fikrin asıl çıkış noktası gelcekte ölecek insanlar için yeterli mezar alanı olup olmayacağı idi. Hatta yaptığımız araştırmalarda 10.000 kişi için yapılacak bir toplu konut projesinin müstakil evlerin ve mezarlık alanlarının kaplayacagı yerler ayrı ayrı gosterilmekteydi. Mezarlık alanları insanların konaklaması için ayrılan alandan çok daha fazlasını kaplamakta. Bu nedenle mezarlık alanlarının da gunumuz modern metropollerinin dikey gelişim dokusuna uygun olarak gelişeceğini öngördük.

             

Bu proje ile ilgili konuşurken bunun bir sosyal eleştiri olduğunu söylemeden geçmiyoruz. Yoksa insanlar böyle soğukkanlı bir yaklaşımı bizim önerimiz zannedebiliyorlar. Proje coğrafi hesaplamalardan yola çıksa da asıl konsept fikir sosyal senaryolarla belirlendi. İnsani değerlerin giderek yok olmasını anlatan bu proje günümüz insanının ego ve narsisizmine bir tepki olarak doğdu. Buna bağlı olarak hiçbir dini ritüel ve ırkı düşünmeden tasarladığımız mezarlıkta insanlar gömülmek yerine kendi ölü bedenlerinin sergilenmesine olanak verecek bir sistemi tercih ediyorlar. Örneğin ünlü bir şarkıcı veya futbolcunun ölü bedeni mezarlıkta bir müze gibi sergilenirken, o kişiye yaşarken sponsor olmuş firmalar da ölünün etrafında kendi ürünlerini satıyor, mezar odalarına reklam veriyor. Hatta yapının tepesinde bir gece kulübü bile bulunuyor. Geleceğin mezarlığı aynı zamanda gelir eşitsizliğini de gözler önüne seriyor. Söz konusu mezarlıkta yüksek fiyatlar nedeniyle zengin kesimlerin ölülerine daha çok yer ayrılıyor Geliri dar olan kesim ise ya ölülerini gömecek yer bile bulamıyor ya da hiyerarşik yapı nedeniyle en altta kalıyor. Yani sosyal eşitsizlik öldükten sonra bile devam ediyor.
 
Projemiz için Hindistan ın Mumbai kendini bağlam olarak seçtik. Bunun nedeni, günümüz Mumbai’sinde halkın yarısından fazlasını oluşturan dar gelirli kesimin çok küçük bir alandaki gecekondu bölgesinde yaşamak zorunda bırakılması. Bu coğrafyada nüfusun çok küçük bir azınlığı sermayenin çok büyük bir miktarına sahip. Hatta bize göre 80 yıl sonrası için tasarlanan bu mezarlık için şimdiden şartlar uygun.
Bu gökdelen dışarıdan bakıldığında diğerlerinden çok da farklı görünmüyor; yüksek, gri... Ama içi ise bildiğimiz hiçbir gökdelene benzemiyor; mezarlarla dolu. Bu bir gökdelen-mezarlık. İçinde ölüler “sergileniyor”. En rağbet görenler ünlülerinkiler elbette. Onların mezarlarının sponsorları var. Hediyelik eşyalar satılıyor mezarlığın alışveriş merkezinde. İnsanlar gelip sosyalleşiyor bu binada. Bir şeyler yiyip içiyor hatta en tepedeki gece kulübünde eğleniyor.
Bir mezarlık tasarlamamızın nedeni: Sosyal dengesizliği, egoların şişmesini, narsizmi, etik değerlerimizin değişmesini vurgulayan bir proje yapmak istedik. Bunu da ölüm gibi kimsenin hakkında konuşmak istemediği bir kelime üzerinden yaptık. Amaç, bunu alıp inşa etmek değil. Bu bir manifesto, bir eleştiri... bu mezarda illa gömülmek gerekmiyor. İsteyen yatsın, isteyen yakılsın, isteyen gömülsün, isteyen kıbleye doğru yatsın... Sergilemeler 3d tarama mumyalama hologram gibi sistemlerle yapılacak.
Tabi İnsanlar bundan kâr etmek isteyecek. Bu bir kamusal alan olacak. Şehrin anıtsal bir gözdesi olacak. Dünyanın her yerinden insanlar ünlüleri, zenginleri görmeye gelecek. İçinde restoranlar, alışveriş merkezleri açılacak. Yeni bir pazar ortaya çıkacak.

Örneğin: Bir müzik şirketi Michael Jackson’ın mezarına sponsor olacak, bedenine o markanın kulaklıkları takılacak.

En üstteki gece klübü çok dikkat çeken bir fonksiyon oldu. O ölümün hayata ne kadar karıştığını gösteren bir öğe olarak yer alıyor. Projeye başlarken bütün etik, dini, manevi değerlerin tamamen yok olduğunu ya da dejenere olduğunu kabul ederek başladık. İşin distopik kısmı da bu.

Munih’te sunumu yaparken salonda soğuk rüzgarlar esti. En sonunda “Şunu belirtmeliyiz bu aslında bir eleştiri, bir senaryo, olmaması gereken ama sinyallerini aldığımız şeyi gösterdik” dedikten sonra herkes rahat bir nefes aldı.

Kanıksamış olsak da olağanüstü bir çağda yaşıyoruz. Farklı ekonomik sınıflara ait insanların birbirinden çok farklı hayat standartlarında yaşadığı coğrafyalar, kentsel bağlam ölçeğinde birbirine karışmış durumda. Tüketim toplumu, devamlı yeni marketler ve ihtiyaçlar yaratarak sonsuz açlığını gidermeye çalışıyor. Dünya öyle bir noktaya geldi ki Maslow’un ihtiyaçlar piramidi artık çalışmıyor. Bir olgu var ki; en temel ihtiyaçlarımızı bastıracak kadar güçlü; egomuz. Ölen birinin ardından ölümsüz bir anıt dikmek, geçmiş yüzyılda bir ayrıcalıkken, günümüzde birçok insan için bir temel ihtiyaç haline geldi. Umutuzca güç ve şöhret arzuluyoruz. Öldükten sonra bile, fiziksel dünyada varlığımızı sürdürmek istiyoruz. İnsanoğlunun fethedeceği tek bir kale kaldı, o da ölüm.

Dünya nüfusunun 21. Yüzyılın sonlarında 10 milyara ulaşması bekleniyor. Ancak nüfus yoğunluğu, buzdağının yalnızca görünen kısmı. Nüfus artış hızı ne olursa olsun, ölen insanların sayısı hızlanarak artmakta. Bugün bile, mezarlıklar kentsel alanların büyük bir kısmını kaplıyorlar ki, gelecekte, milyonlarca yeni mezar alanı eklendiğinde, bu fonksiyona ayıracak alanımızın olmayacağı açık. Dikey gelişimin önem kazandığı kentsel alanlarda mezarlıkların da kentsel dokuya uyumlu 3 boyutlu yapılar olarak gözden geçirilmesi gerekli olacaktır. Önümüzdeki yüz yıl içinde, dünya üzerindeki tüm mezar alanları binlerce katına çıkacak. Mezarlıkların gelecekte yeni mir mimari tipoloji olarak yorumlanması, insanlığın suistimal edeceği yeni imkanlar da yaratacaktır.Bu tahminler ışığında, gelecekteki distopik toplum tasvirimiz için mezarlıkların kamusal ve ticari aktivitelerin bir parçası haline geleceği bir senaryo kurduk.

Yeni jenerasyonun ölümsüzlük arzusu, sosyal sınıf anlamında üst basamaklarda yer alan bir merhumun alt basamaklarda yer alan bir canlı bireyden daha geniş imkanlara sahip olacağı bir etik yozlaşmayı beraberinde getirecektir. Bu senaryonun günümüzde bile yaşanmaya başladığını görebiliyoruz. Sosyal medya, insanların kendi toplumsal imajlarını yüceltme çabalarını gözler önüne seriyor. Ölen insanların ardından yakınları taziye sunabilsin diye web siteleri kuruluyor. Birçok ünlü, önemli insanların mezarlarına yakın gömülebilmek için astronomik rakamlar ödüyor. Günümüzde insanlar mezarlıkları düğün, nişan, özel gün fotograflarını çekmek için bir ortam olarak kullanıyor. Şimdiden insanlar ciddi paralar karşılığında ailelerinin ve kendilerinin gömüleceği anıt mezarlar yaptırıp öldükten sonra bu hayatta imza attıkları başarıların ve eserlerin burada sergilenmesini talep ediyor. Ölümsüz olma adına yeni bir market doğuyor.

Projenin kentsel bağlamı olarak Hindistan’ın Mumbai kendi seçilmiştir. Bu senaryo, Dünya’nın en kalabalık 2. Şehri olan ve aynı zamanda en geri kalmış şehirlerden biri olan Mumbai’nin gecekondu mahallelerine uymaktadır. Günümüzde dahi, şehrin farklı bölgelerindeki insanlar arasındaki sınıf farklılığını ve gelir uçurumunu görebilmekteyiz. Artan tüketim oranları ve nüfus yoğunluğundan dolayı Mumbai, farklı sınıfların yaşam kaliteleri arasındaki toplumsal kontrastı gelecekte daha da belirgin bir şekilde yaşayacaktır. Bu proje, geleceğin tüketim toplumunda sınıf farkları gözetildiğinde ölülerin hala hayattaki insanlardan daha fazla refah içinde bulunabileceği bir ortamın aşırılığını yansıtmayı amaçlamaktadır.

Senaryomuzda, içinde binlerce insanın mezarlarının sergileneceği ve sergi alanları, ticari alanlar, turistik tesisler, eğlence alanları ve restoranlar gibi birçok farklı kamusal fonksiyonun bulunacağı kamusal kompleksler olarak tasarlanmış anıtsal gökdelenler öngörülmüştür. Sosyal eşitsizliğin öldükten sonra da varolacağı iddiasından yola çıkarak, yaşarken daha popüler ve zengin olan insanların anıt mezarlarının hiyerarşik bir yapı içinde binanın daha değerli noktalarında bulunduğu bir ortam tasvir edilmektedir. Mezar odaları, ölen kişinin kişisel eşyaları, hatta futuristik yöntemlerle sergilenebilecek bedenler üzerinde ürün yerleştirme ve reklam uygulamalarının olacağı öngörülmektedir. Bu yeni market, Dünyanın dört bir yanından gelecek binlerce insana kendini tanıtmak isteyen önemli firmaların mezarlara sponsor olacağı ve mezar odalarının bakımını, tasarımını, enstalasyonunu ve diğer masraflarını üstleneceği bir market oluşacaktır. İnsanlar bu yapılara gelip tanımadıkları insanların veya tanıdıkları ünlülerin hayat hikayeleri, başarıları, hatıraları ve kişisel eşyalarını inovatif yöntemlerle tecrübe edeceklerdir. Gerektiği yerlerde multimedya araçları, hologramlar ve interaktif sergi uygulamaları bu tecrübeyi desteklemek için kullanılacaktır. Bu distopik gelecek senaryosunun temellerini, günümüzde her bireyin sosyal medya sayesinde bir medya kaynağı  halini alması ve konvansiyonel medyanın önüne geçmesi trendi atmaktadır. Projemiz özellikle günümüz toplumunun; çıkarları doğrultusunda  kendi mahremiyetini ikinci plana atacağı günlerin çok uzak olmadığını vurgulayan bir eleştiri, bir manifesto.